Bu oyunları da sana 5-6 ay önce hazırlamıştım aslında ama buraya eklememişim...
Kart oyunlarını seviyorsun baya. Hayvanları, sebzeleri ve meyveleri sana bu şekilde tanıtmaya başlamıştım.
İsimlerini söylediğim zaman içlerinden bulabiliyorsun... Biz de çok seviniyoruz tabi:)
Bu kartları, internetten bulduğum fotoğrafları yapışkanlı kağıda baskı alıp, kalın bir kartona yapıştırarak oluşturdum. Aynı şekilde meyvelerden de hazırladım. Meyveleri bu kartlar sayesinde öğrendin:) Hala oynuyoruz severek..
Mutfakta Biri mi Var?
Bu aralar işe başladığımdan mıdır nedir mutfakta pek vakit geçiremiyorum uzun zamandır. Daha doğrusu geçirdiğim vakitler anı kurtarmaya yönelik, yani deneysel-doğaçlama mutfak deneyimlerim pek olmadı. Ama bikaç deneyim oldu tabi arada, onları yazıyım da ilerde lazım olur belki..
Bayat ekmeklerle yaptığım atıştırmalık-kahvaltılıklardan başlayım...
Bayat ekmekleri dilimleyerek ya da dilimlemeden yapabilirsiniz. Ekmeğin fırında kurumaması için zeytinyağını (tereyağı da olur) mümkün olduğunca bol koymak lazım.
Bildiğiniz üzere bizde ölçüler kaşıkla kepçeyle değil, kafaya göre...
Ekmeği yağladıktan sonra içerine ya da üzerine eriyen bir peynir koyun (kaşar ve beyaz peynir karışık kullandım ben) üzerine baharat serpin biraz ki peynirle bütünleşsin, sonra dereotu, yeşilsoğan, maydonoz, nane, zeytin... hangi malzemeyi canınız çekerse onu ekleyin.. sonra biraz daha baharat ( bu baharat da sebzelerle bütünleşsin diye) sonra üzerine azıcık daha zeytinyağı ve hoopp fırına... Peynirler kızarıncaya kadar fırında kalsınlar.
İşte aşağıda iki farklı denememden fotolar var...
Afiyet ossuunnn...
Bayat ekmeklerle yaptığım atıştırmalık-kahvaltılıklardan başlayım...
Bayat ekmekleri dilimleyerek ya da dilimlemeden yapabilirsiniz. Ekmeğin fırında kurumaması için zeytinyağını (tereyağı da olur) mümkün olduğunca bol koymak lazım.
Bildiğiniz üzere bizde ölçüler kaşıkla kepçeyle değil, kafaya göre...
Ekmeği yağladıktan sonra içerine ya da üzerine eriyen bir peynir koyun (kaşar ve beyaz peynir karışık kullandım ben) üzerine baharat serpin biraz ki peynirle bütünleşsin, sonra dereotu, yeşilsoğan, maydonoz, nane, zeytin... hangi malzemeyi canınız çekerse onu ekleyin.. sonra biraz daha baharat ( bu baharat da sebzelerle bütünleşsin diye) sonra üzerine azıcık daha zeytinyağı ve hoopp fırına... Peynirler kızarıncaya kadar fırında kalsınlar.
İşte aşağıda iki farklı denememden fotolar var...
Afiyet ossuunnn...
KENDİME NOTLAR
off bu aralar kafam pek yerinde değil... hep fiziksel hem psikolojik olarak yorulmak insana pek iyi gelmiyor sanırsam... keşke elimde sihirli bi değnek olsa diyorum bazen... işe gelmek kurtuluş mu acaba? Yoksa vicdan rahatlatmak için çeşitli bahaneler bulmaya yarayan bir araç mı?
Bazen "ben nasıl bir anneyim" diyorum, bazen de kendimle gurur duyabileceğim ufak tefek nedenler bulup kendimi rahatlatmaya çalışıyorum...
Ama tüm bu gelgitlerin arasında diyorum "sakin edacım sakin" Sakinlik sadece deniz kenarında benim için... Tamam anlıyorum insan bulunduğu yerde mutlu olmalı ve yetinebilmeli ama denizle büyüyen, derdini tasasını denize anlatan, denizkızı olmayı hayal eden bir çocuğa bunu anlatamaz hiçkimse...
Neyse ne yazacaktım, neler yazmışım... Siz minikbaykuşlarım, nerde mutluysanız orda yaşayın olur mu? Zaten ülke gittikçe içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı, nerede mutluysanız orada yaşayın... Ne istiyorsanız onu yapın, ne kadar yaşayacağımız bize bağlı değil ama nasıl yaşayacağımızı biz seçebiliriz...
Çok karışık şeyler yazıyorum biliyorum ama hamiş kafası işte.. Biraz bulanık, biraz duygusal, biraz saçma, biraz da mantıksız...
İşte bu hamiş kafasıyla evde yaptığım saçmalıkları söliim dedim size baykuşlarım... (ay çoğul konuşmak ne tuhaf bişimiş yahu:))
- Diş fırçasına sıvı el sabunu sürmeye kalkışma artık. Diş macunu kullan.
- Evde herşeyin bi yeri vardır. Bulaşık makinesinden çıkan boş tencereleri buzdolabına koymaya çalışmaktan vazgeç.
- Telefon televizyonu açmak için kullanılan bir araç değildir. En azından şimdilik. Kumandayı kullan.
- Çiçeklerin süte değil suya ihtiyacı vardır. (Yeri gelmişken "kadın kadındır, çiçek babandır" ı da araya sıkıştırıyım)
- "Ben bu dolabı niye açtım ki?" diye sorma. Yanında birileri varsa çaktırmadan olayı örtbas etmeyi dene:)
- Kitapları ya da dergileri telefon gibi kullanmaya çalışma. Okuyamadığın yerlerde parmaklarınla büyütmeye çalışmak yerine dergiyi gözüne yaklaştır.
Bir haftasonu böyle geçti...
Bugün cuma biliyorum ama bu haftasonu gelmeden bir önceki güzel haftasonumuzu sana anlatıyım dedim baykuşum...
Cumartesi günü baba baykuş şehir dışındaydı ve seninle güzel bir kahvaltı-meyve-çorba-uyku rutininden sonra attık kendimizi sokaklara. Seni ananeye bıraktım ve senin için bişeyler yapmak adına Gymboree'deki Sevgili Sema YÜCE'nin "Sevgiyle Disiplin" konulu söyleşisine katıldım. Bir önceki hafta da işyerinden arkadaşlarla "İletişim Becerileri" eğitimi için bir tanışma toplantısı organize etmiştik, kendisiyle orada tanışma fırsatı buldum. O kadar tatlı, o kadar sevecen, o kadar sevgi dolu bir insan ki... Onun seminerinden çıktıktan sonra arabadayken "bu ülkede iyi şeyler de oluyor demek ki" dedirtti bana. Düşün o kadar
etkiledi beni...
Seminerde neler öğrendim?
Öncelikle sana "yap-ma, koş-ma" gibi içinde "-me, -ma" geçen kelimeler kullanmamam gerekiyormuş, çünkü sen onları "yap, koş" olarak algılıyormuşsun. (ben aslında kullanmıyorum, koşmak yok, atmak yok" dediğimde seninle anlaşıyoruz... 1 puan aldım bu konudan:) Ayrıca "ben" dili kullanmak gerekirmiş. "Yapmanı istemiyorum çünkü..." gibi.
İç kontrollü disiplin ve dış kontrollü disiplin arasındaki farklar üzerine konuştuk. İçinden gelerek dişlerini fırçalaman, ellerini yıkaman gibi rutin işlerde "aferin" demek yerine "temiz bir çocuk olman ne güzel" gibi genel mesajlar kullanmak gerekiyormuş. Bu konuda aldığım puanı kaybettim çünkü ben her iş yaptığında sana bir "aferin" çakarım:)
Sana ve kardeşlerine vermem gereken mesajlara gelince;
- Sözel mesajlar (yukarıda bahsettiğim)
- Hediye almak
-Dokunmak
- Hizmet etmek
- Kaliteli beraberlik
Bir de senin sevindiğinde bana verdiğin mesajlara göre senin ödüllendirmemin sana daha net bir mesaj vereceğini öğrendim. Sen sevindiğinde gelip sarılırsın mesela, (ah bi de sırtıma pıt pıt vurunca mest oluyorum:) ben de sana sarılınca bu sefer dişlerini gıcırdata gıcırdata daha çok sarılıyorsun:)
Ahhh şimdi işten kaçıp sana sarılasım geldi...
Bir deeee yumuşlar-dikensiler ve plastiklerle ilgili çok güzel bir hikaye anlattı Sema Hanım. Hikayeyi burda yazamayacağım ama sonucundan bahsediyim sana. Hikayedeki yumuşlar sevgiler anlamında. Dikensiler kötü sözler-duygular, plastikler ise yapmacık iyilikler-sözler...
Hikayeden çıkartılan kıssadan hisse, herkes birbirine yumuş versin, dikensileri ve plastikleri hayatımızdan çıkartalım idi.
Gerçekten de yumuşlarla dolu bir dünyada yaşamanı çok isterdim. Çevremizdeki insanların plastiklerinden-dikensilerinden seni korumaya çalışacağım ömrüm boyunca, sana söz veriyorum ama koruyamayacağım durumlar elbette olacak. Bunun için kendi kendini korumayı öğrenmelisin... Umarım hep yumuş insanlarla tanışırsın:)
Heybende yumuşların bol olsun çocuk...
Bu hikaye dışında aşağıdaki söz de çok etkiledi beni...
"Sen ben değilsin
Ben sen değilim
Ben sen olmak için gelmedim bu dünyaya
Ben sen değilim
Sen ben değilsin
Sen ben olmak için gelmedin bu dünyaya"
bu sözün kime ait olduğunu Sema Hanım söylemişti ama unuttum:(
Bir de öneri kitaplarımız vardı, onları da aldım yavaş yavaş okuyorum bakalım:)
- Çocuklar için Beş Sevgi Dili (Sistem Yayıncılık)
- Beni Gerçekten Duyuyor musun? (LEyla NAVARO)
Bir de 3 ile 12 yaş arasındaki çocuklar için Hiperaktivite Derneğinin "Macera Ormanı" ve "Tam Zamanında" isimli oyunlarını tavsiye etmişti. Seneye unutmazsak alalım oynayalım seninle o oyunları:) Bu oyunlar çocuk psıkiyatristleri tarafından hazırlandığı için çocukların aileleriyle birlikte oynayabileceği oyunlarmış...
İLK TİYATOROOOMUZ:)
Pazar günü de birlikte ilk tiyatoro oyunumuzu seyrettik:)
Başak ablan tiyatrolarına (Tiyatro Tempo) 0-3 yaş bebek oyunu geleceğini söylediğinde çok sevinmiştim ve işallah bi aksilik çıkmaz diye dua ede ede ogünü zor etmiştim heyecandan. Mustafa Alp, Asya, Alin ve İlaya da haber verdik ve hooop ekibi tamamladık:) Sözsüz bir oyundu tabiki ve içinde müziğin de çok güzel bir yer bulduğu, senin keyifle ve dikkatle izlediğin bir oyun oldu. Tam uyku saatine denk gelmesi biraz sıkıntılı oldu ama hepimiz çok keyif aldık. Salon çok ferahtı, izleyici sayısı da gayet normaldi. O nedenle hiçbir çocuk sıkılmadan mızırdanmadan tam vaktinde bitti oyun...
Aklımızda güzel anılarla güzel bir haftasonu kaldı geride...
Cumartesi günü baba baykuş şehir dışındaydı ve seninle güzel bir kahvaltı-meyve-çorba-uyku rutininden sonra attık kendimizi sokaklara. Seni ananeye bıraktım ve senin için bişeyler yapmak adına Gymboree'deki Sevgili Sema YÜCE'nin "Sevgiyle Disiplin" konulu söyleşisine katıldım. Bir önceki hafta da işyerinden arkadaşlarla "İletişim Becerileri" eğitimi için bir tanışma toplantısı organize etmiştik, kendisiyle orada tanışma fırsatı buldum. O kadar tatlı, o kadar sevecen, o kadar sevgi dolu bir insan ki... Onun seminerinden çıktıktan sonra arabadayken "bu ülkede iyi şeyler de oluyor demek ki" dedirtti bana. Düşün o kadaretkiledi beni...
Seminerde neler öğrendim?
Öncelikle sana "yap-ma, koş-ma" gibi içinde "-me, -ma" geçen kelimeler kullanmamam gerekiyormuş, çünkü sen onları "yap, koş" olarak algılıyormuşsun. (ben aslında kullanmıyorum, koşmak yok, atmak yok" dediğimde seninle anlaşıyoruz... 1 puan aldım bu konudan:) Ayrıca "ben" dili kullanmak gerekirmiş. "Yapmanı istemiyorum çünkü..." gibi.
İç kontrollü disiplin ve dış kontrollü disiplin arasındaki farklar üzerine konuştuk. İçinden gelerek dişlerini fırçalaman, ellerini yıkaman gibi rutin işlerde "aferin" demek yerine "temiz bir çocuk olman ne güzel" gibi genel mesajlar kullanmak gerekiyormuş. Bu konuda aldığım puanı kaybettim çünkü ben her iş yaptığında sana bir "aferin" çakarım:)
Sana ve kardeşlerine vermem gereken mesajlara gelince;
- Sözel mesajlar (yukarıda bahsettiğim)
- Hediye almak
-Dokunmak
- Hizmet etmek
- Kaliteli beraberlik
Bir de senin sevindiğinde bana verdiğin mesajlara göre senin ödüllendirmemin sana daha net bir mesaj vereceğini öğrendim. Sen sevindiğinde gelip sarılırsın mesela, (ah bi de sırtıma pıt pıt vurunca mest oluyorum:) ben de sana sarılınca bu sefer dişlerini gıcırdata gıcırdata daha çok sarılıyorsun:)
Ahhh şimdi işten kaçıp sana sarılasım geldi...
Bir deeee yumuşlar-dikensiler ve plastiklerle ilgili çok güzel bir hikaye anlattı Sema Hanım. Hikayeyi burda yazamayacağım ama sonucundan bahsediyim sana. Hikayedeki yumuşlar sevgiler anlamında. Dikensiler kötü sözler-duygular, plastikler ise yapmacık iyilikler-sözler...
Hikayeden çıkartılan kıssadan hisse, herkes birbirine yumuş versin, dikensileri ve plastikleri hayatımızdan çıkartalım idi.
Gerçekten de yumuşlarla dolu bir dünyada yaşamanı çok isterdim. Çevremizdeki insanların plastiklerinden-dikensilerinden seni korumaya çalışacağım ömrüm boyunca, sana söz veriyorum ama koruyamayacağım durumlar elbette olacak. Bunun için kendi kendini korumayı öğrenmelisin... Umarım hep yumuş insanlarla tanışırsın:)
Heybende yumuşların bol olsun çocuk...
Bu hikaye dışında aşağıdaki söz de çok etkiledi beni...
"Sen ben değilsin
Ben sen değilimBen sen olmak için gelmedim bu dünyaya
Ben sen değilim
Sen ben değilsin
Sen ben olmak için gelmedin bu dünyaya"
bu sözün kime ait olduğunu Sema Hanım söylemişti ama unuttum:(
Bir de öneri kitaplarımız vardı, onları da aldım yavaş yavaş okuyorum bakalım:)
- Çocuklar için Beş Sevgi Dili (Sistem Yayıncılık)
- Beni Gerçekten Duyuyor musun? (LEyla NAVARO)
Bir de 3 ile 12 yaş arasındaki çocuklar için Hiperaktivite Derneğinin "Macera Ormanı" ve "Tam Zamanında" isimli oyunlarını tavsiye etmişti. Seneye unutmazsak alalım oynayalım seninle o oyunları:) Bu oyunlar çocuk psıkiyatristleri tarafından hazırlandığı için çocukların aileleriyle birlikte oynayabileceği oyunlarmış...
İLK TİYATOROOOMUZ:)
Pazar günü de birlikte ilk tiyatoro oyunumuzu seyrettik:)Başak ablan tiyatrolarına (Tiyatro Tempo) 0-3 yaş bebek oyunu geleceğini söylediğinde çok sevinmiştim ve işallah bi aksilik çıkmaz diye dua ede ede ogünü zor etmiştim heyecandan. Mustafa Alp, Asya, Alin ve İlaya da haber verdik ve hooop ekibi tamamladık:) Sözsüz bir oyundu tabiki ve içinde müziğin de çok güzel bir yer bulduğu, senin keyifle ve dikkatle izlediğin bir oyun oldu. Tam uyku saatine denk gelmesi biraz sıkıntılı oldu ama hepimiz çok keyif aldık. Salon çok ferahtı, izleyici sayısı da gayet normaldi. O nedenle hiçbir çocuk sıkılmadan mızırdanmadan tam vaktinde bitti oyun...
Aklımızda güzel anılarla güzel bir haftasonu kaldı geride...
Hamileyken SeyredilMEMESİ Gereken Filmler-Diziler
Her yerde vardır şu filmleri izleyin, bu dizileri takip edin gibi yazılar. Ama ben bu yazıda seyredilmemesi gerekenleri yazıcam. Hele benim gibi bir duygu jölesi kıvamındaysanız aman ha diyim..
Zaten hormonlar laylaylom, bi de bu dönemde seyredince iyice kafayı yiyor insan.
Öncelikle ben yaptım siz yapmayın diyeceğim gelelim. Tvde dizi takip etmediğim için onlar hakkında bi yorum yapamayacağım ama internet dizilerinden bir liste var öncelikle.
İlk sırada tabiiki "THE WALKING DEAD"
Ahhh ahhh... ilk hamileliğimde beni benden alan dizidir. Hamile olmadan önce seyretmeye başlamıştık aslında, o yüzden de düşünmeden başını sonunu seyretmeye devam ettik. Etkilenebileceğim aklıma bile gelmemişti. Hamilelik belirtilerinin de artmasıyla birlikte bu diziye hassasiyetim giderek arttı. Akşam uykudan önce zombileri kovalayan adamları seyrettiğim yetmiyormuş gibi, uykumda da ben kaçıyordum onlar beni kovalıyordu. Kaç kere uykumdan korkarak uyandım... Tabi 2-3 denemeden sonra diziyi bitirdik.
İkinci sırada "REVOLUTION" var
Dizideki kıza ayrı bi sinir oluyorum zaten de kafamdaki düşünceler beni daha da gıcık ediyor.
"Ya hastaneye giderken her yerde elektrik kesilirse, doktor gelemezse, ben de kendi kendime doğum yaparsam, ya o sırada mikrop kaparsak, nasıl iyileşiriz?"
İşte bu düşünce aklıma geldiği anda diziyi bıraktım.
3. sırada "GAME OF TRONES" var.
Bu diziyi de o dönemde ilk bölümünü izleyip bırakmıştık. İlk bölümü izleyenler bilir, çocuğun kuleden atılmasıyla bitiyor ilk bölüm. "Ya ilerde Kağan da görmemesi gereken bişeyi görüp ona zarar verirlerse" dedirten bir diziydi bana.. Yine o dönemde diziyi seyretmeyi bıraktık, ama dayanamayıp doğumdan sonra seyrettik. İlerleyen aşamaları da pek iç açıcı değildi ama içimdeki minik loğusacıkları susturmaya başardığım için seyredebilmiştik. Şimdi Nisanı bekliyoruz bakalım, yeni bölümleri gelsin de bi bakarız artık:)
Aaa bahsetmezsem olmaz, bir dönemin vazgeçilmezi "BREAKING BAD"
Bu diziyi "ya ilerde Kağan da..." yok yok tamam, böyle düşünmeden seyredebildiğim bi dizi oldu kendisi:) Yine ufak tefek düşünceler geçti aklımdan ne yalan söliim "Ya Enver..." diye başlayan ama en azından bitirebildiğimiz bir dizi oldu..
Gelelim şimdi filmlereeee...
Film olarak korku ve gerilim filmlerini zaten tercih etmiyorum, edemiyorum. Türlerine göre ayrıdığım için film konusunda bir risk yok neyse ki. Ancak bu aralar sinema kanalında Kağan uyuyorsa ve enver evde yoksa seyrettiğim bazı filmleri dram türü olsa da bırakamayıp seyrediyorum.
Bunlardan bir tanesi "HAYALİMDEKİ AFRİKA"
Bu filmi izledikten sonra içimdeki büyükşehirden kaçıp gitme isteği daha da alevlendi... Zaten "böyle bi şehirde çocuk mu büyütülür" düşüncesi varken lohusa kafamda, bu filmle "Afrika olmaz ama Olimpos olabilir" dedim. Tabi kimse beni takmadı, hala Angaradayım:(
Bir diğer film (geçen gün izledim ve bana bu yazıyı yazdırtan filmdir kendisi) "LİSA MURRAY'ın HİKAYESİ"
O gece Enver de evde yoktu, olsa seyrettirmezdi zaten:) Film kanallarını dolaşırken denk geldiğim bir film oldu kendisi. Aslında umut dolu bir film sonlarına doğru. Filmin başında olduğu için o sahneyi anlatmakta sakınca görmüyorum, Lisanın annesi eroin bağımlısı ve kızlarından para istiyor falan.. Filmin ilerleyen sahnelerinde "ya ben de bigün bağımlı olursam Kağan napar?" diye düşünüp ağlamaya başladım ve baktım film iyice kötüye gidiyor, kapatıp yatıyım dedim. Sonra özetine bakınca kızın hayatının nasıl değiştiğini anladım ve umut dolu bir hikayesi olduğunu farkettim. Biraz daha izleyip içim rahatlayınca uyuyabildim neyseki... Ama hala peşimde o soru:)
Hiç ama hiç izlememem gereken bir film daha vardı ama filmin adını unuttum:( internetten de bulamadım... filmde anne ile baba çocuklarına noel hediyesi olarak bir köpek yavrusu alıyorlar ve çocuk hediyeyi görünce çok seviniyor. Sonra tam dışarı çıkacaklarken babaya telefon geliyor, hastaneye gitmesi gerekiyor ve annesi onu hastaneye bırakmak için evden ayrılıyorlar. Çocuk evde köpüşle kalıyor. Bunlar yolda giderken bir kamyon gel, çarp arabaya.. Gitti mi çocuğun ailesi.. Çocuk sonra birisinin yanında kalıyor, hırsız oluyor falan tabi bu filmin ilk 5 dakikasında olan olaylar.. Sonunu seyredemedim, nasıl bitiyor bilmiyorum, ismi neydi hatırlamıyorum ama böyle bir hikaye görürseniz hemen kapatıp tvyi uzaklaşın:)
Hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor "Acaba Enverle bana bişey olursa Kağan napıcak" diye... Tabi artık bu endişeler hamilelikle birlikte iki kat daha arttı...uffff... ne biçim bi filmdin sen yaaa...
Neyse..
AND OSCAR GOES TOOOOOOO
"KELEBEĞİN RÜYASI" Doğum hikayemde bu filmin yeri büyüktür. 40+4 ken bu filmi seyredip, ertesi gün doğuma gitmiştim. Tam da "Ben herhalde doğuramıycam, hep böyle hamile kalıcam" diye düşünürken... Filmin son 3 dakikasını seyredemedim ağlamaktan ve gidip yatmıştım. Sonra Enver geldiğinde ona sordum
"noldu filmin sonunda"
"Hepsi öldü"
"ühühühüüüüü"
"Şaka şaka, ölmediler yaa bi dur ağlama "
Hamiş bir insana yapılır mı bu, töbe töbeee.. Ama filmin etkisinden midir yoksa Enverin cevabından mıdır bilmem ertesi gün doğuruvermiştim:)
Amma da uzun bi yazı oldu yahu... Hiç bu kadar uzun yazmamıştım...
Umarım keyifle okursunuz:) sevgiler...
Zaten hormonlar laylaylom, bi de bu dönemde seyredince iyice kafayı yiyor insan.
Öncelikle ben yaptım siz yapmayın diyeceğim gelelim. Tvde dizi takip etmediğim için onlar hakkında bi yorum yapamayacağım ama internet dizilerinden bir liste var öncelikle.
İlk sırada tabiiki "THE WALKING DEAD"
Ahhh ahhh... ilk hamileliğimde beni benden alan dizidir. Hamile olmadan önce seyretmeye başlamıştık aslında, o yüzden de düşünmeden başını sonunu seyretmeye devam ettik. Etkilenebileceğim aklıma bile gelmemişti. Hamilelik belirtilerinin de artmasıyla birlikte bu diziye hassasiyetim giderek arttı. Akşam uykudan önce zombileri kovalayan adamları seyrettiğim yetmiyormuş gibi, uykumda da ben kaçıyordum onlar beni kovalıyordu. Kaç kere uykumdan korkarak uyandım... Tabi 2-3 denemeden sonra diziyi bitirdik.
İkinci sırada "REVOLUTION" varDizideki kıza ayrı bi sinir oluyorum zaten de kafamdaki düşünceler beni daha da gıcık ediyor.
"Ya hastaneye giderken her yerde elektrik kesilirse, doktor gelemezse, ben de kendi kendime doğum yaparsam, ya o sırada mikrop kaparsak, nasıl iyileşiriz?"
İşte bu düşünce aklıma geldiği anda diziyi bıraktım.
3. sırada "GAME OF TRONES" var.Bu diziyi de o dönemde ilk bölümünü izleyip bırakmıştık. İlk bölümü izleyenler bilir, çocuğun kuleden atılmasıyla bitiyor ilk bölüm. "Ya ilerde Kağan da görmemesi gereken bişeyi görüp ona zarar verirlerse" dedirten bir diziydi bana.. Yine o dönemde diziyi seyretmeyi bıraktık, ama dayanamayıp doğumdan sonra seyrettik. İlerleyen aşamaları da pek iç açıcı değildi ama içimdeki minik loğusacıkları susturmaya başardığım için seyredebilmiştik. Şimdi Nisanı bekliyoruz bakalım, yeni bölümleri gelsin de bi bakarız artık:)
Aaa bahsetmezsem olmaz, bir dönemin vazgeçilmezi "BREAKING BAD"Bu diziyi "ya ilerde Kağan da..." yok yok tamam, böyle düşünmeden seyredebildiğim bi dizi oldu kendisi:) Yine ufak tefek düşünceler geçti aklımdan ne yalan söliim "Ya Enver..." diye başlayan ama en azından bitirebildiğimiz bir dizi oldu..
Gelelim şimdi filmlereeee...
Film olarak korku ve gerilim filmlerini zaten tercih etmiyorum, edemiyorum. Türlerine göre ayrıdığım için film konusunda bir risk yok neyse ki. Ancak bu aralar sinema kanalında Kağan uyuyorsa ve enver evde yoksa seyrettiğim bazı filmleri dram türü olsa da bırakamayıp seyrediyorum.
Bunlardan bir tanesi "HAYALİMDEKİ AFRİKA"Bu filmi izledikten sonra içimdeki büyükşehirden kaçıp gitme isteği daha da alevlendi... Zaten "böyle bi şehirde çocuk mu büyütülür" düşüncesi varken lohusa kafamda, bu filmle "Afrika olmaz ama Olimpos olabilir" dedim. Tabi kimse beni takmadı, hala Angaradayım:(
Bir diğer film (geçen gün izledim ve bana bu yazıyı yazdırtan filmdir kendisi) "LİSA MURRAY'ın HİKAYESİ"O gece Enver de evde yoktu, olsa seyrettirmezdi zaten:) Film kanallarını dolaşırken denk geldiğim bir film oldu kendisi. Aslında umut dolu bir film sonlarına doğru. Filmin başında olduğu için o sahneyi anlatmakta sakınca görmüyorum, Lisanın annesi eroin bağımlısı ve kızlarından para istiyor falan.. Filmin ilerleyen sahnelerinde "ya ben de bigün bağımlı olursam Kağan napar?" diye düşünüp ağlamaya başladım ve baktım film iyice kötüye gidiyor, kapatıp yatıyım dedim. Sonra özetine bakınca kızın hayatının nasıl değiştiğini anladım ve umut dolu bir hikayesi olduğunu farkettim. Biraz daha izleyip içim rahatlayınca uyuyabildim neyseki... Ama hala peşimde o soru:)
Hiç ama hiç izlememem gereken bir film daha vardı ama filmin adını unuttum:( internetten de bulamadım... filmde anne ile baba çocuklarına noel hediyesi olarak bir köpek yavrusu alıyorlar ve çocuk hediyeyi görünce çok seviniyor. Sonra tam dışarı çıkacaklarken babaya telefon geliyor, hastaneye gitmesi gerekiyor ve annesi onu hastaneye bırakmak için evden ayrılıyorlar. Çocuk evde köpüşle kalıyor. Bunlar yolda giderken bir kamyon gel, çarp arabaya.. Gitti mi çocuğun ailesi.. Çocuk sonra birisinin yanında kalıyor, hırsız oluyor falan tabi bu filmin ilk 5 dakikasında olan olaylar.. Sonunu seyredemedim, nasıl bitiyor bilmiyorum, ismi neydi hatırlamıyorum ama böyle bir hikaye görürseniz hemen kapatıp tvyi uzaklaşın:)
Hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor "Acaba Enverle bana bişey olursa Kağan napıcak" diye... Tabi artık bu endişeler hamilelikle birlikte iki kat daha arttı...uffff... ne biçim bi filmdin sen yaaa...
Neyse..
AND OSCAR GOES TOOOOOOO"KELEBEĞİN RÜYASI" Doğum hikayemde bu filmin yeri büyüktür. 40+4 ken bu filmi seyredip, ertesi gün doğuma gitmiştim. Tam da "Ben herhalde doğuramıycam, hep böyle hamile kalıcam" diye düşünürken... Filmin son 3 dakikasını seyredemedim ağlamaktan ve gidip yatmıştım. Sonra Enver geldiğinde ona sordum
"noldu filmin sonunda"
"Hepsi öldü"
"ühühühüüüüü"
"Şaka şaka, ölmediler yaa bi dur ağlama "
Hamiş bir insana yapılır mı bu, töbe töbeee.. Ama filmin etkisinden midir yoksa Enverin cevabından mıdır bilmem ertesi gün doğuruvermiştim:)
Amma da uzun bi yazı oldu yahu... Hiç bu kadar uzun yazmamıştım...
Umarım keyifle okursunuz:) sevgiler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)