Bir Annenin Tarifleri-Balkabağı

Efendim bu aralar bizim mutfakta şekersiz bişeyler pişirme pek moda:) Geçenlerde balkabağını şekersiz pişirme girişimim oldu. Aynen şöyle yaptım, doğradığım kabakları fırına dayanıklı kapaklı bir pişirme kabına koydum (kapaksızı da denedim ama o baya kuru oldu), 1 portakalı dilimledim, içine biraz toz tarçın bir de kabuk tarçın attım. Pekmez olmadığı için pekmez koyamadım ama sizde varsa mutlaka üzerine şöyle bir gezdirin. Sonra koydum fırına, 15-20 dk 180 derecede pişirdim.
Sonuç mu? Şahsen ben çok sevdim ama eşim pek beğenmedi. Tamam itiraf ediyorum pek değil hiç beğenmedi.
Baktım biraz fazla yapmışım, kalanlar bozulacak gibi, kıyamadım. Hemen üzerine bisküvileri kırıp karıştırdım. Top şeklinde yuvarladım, üzerine de hindistan cevizi... İşte o zaman eşim de severek yedi, bilmeden şekersiz balkabaklarını:) Tabi o kadar sevdik ki bu balkabağı topcuklarını, fotoğraf çekmeye fırsat kalmadı..O yüzden fotoğraf koyamadım.
Şimdilik eşimin üzerinde deniyorum bu işlemleri, ileride bakalım bizim minik baykuş yutacak mı bu numaraları:)
Eh bu tarif de zamanı kısıtlı anneler ile çocuğuna balkabağı yedirmeye çalışan annelere gitsin, umarım faydalı olur. 

"Ben yaptım oldu:)"

Bu aralar Kağanla evdeyiz... Uzuunnn gezmelerden sonra özlediğimiz evimizde bol bol vakit geçiriyoruz.
Eh Kağanla evde otururken de bişiler yapalım dedik. Can sıkıntısından hazırladığım birkaç kurgu fotoğrafı paylaşıyım sizlerle de.
Bakın bakalım nasıl olmuş...




Arımayam Hoşgeldin

Vee işte sonunda bitirebildim:) Sonuçta bu blog bir hatıra defteri gibi olacak Kağan ve benim için, o yüzden burada da yer almalı diye düşündüm...
İyi seyirler yo!

"Daha Sade Bir Hayat" Mümkün mü?

Bu sıralar elimden düşüremediğim bir kitabı paylaşmak istedim. Kim John Payne'in "Daha Sade Bir Hayat" adlı kitabını internette gezinirken "Blogcu Anne" den keşfettim.
Etrafımızı saran tüketim çılgınlığına "hele bir dur" diyen bu kitap aslında çocuklar için yazılmış ama her satırında her kesimden insana hitap etmekte bence.
Evdeki fazla oyuncakları temizlemekle kalmıyor, aynı zamanda buzdolabınızı, kitaplarınızı, hayat ritminizi düzenliyorsunuz ve sadece "ihtiyacınız olan" ile yolunuza daha huzurlu bir şekilde devam ediyorsunuz. Tabiki de hayat tarzımızı değiştirmek "pat" diye olmuyor, bağzı şeyleri değiştirmek zor olacaktır ama küçük adımlarla mutlu bir ailenin temellerini atmak da mümkün görünüyor sanki. Zaten siz ufak bir adım atın hele, gerisi gelir:)

Benim kitaptan anladığımı bir cümleyle özetleyecek olursam ki o da şudur : Çok fazla "şey" çok fazla mutluluk değildir...

Kitapta sevdiğim bölümleri de sizinle paylaşmak istedim. Buyrun bakalım...

"...Diğer yandan sadeleştirmek, sadece bir şeylerden kurtulmak değildir. Aynı zamanda hayatınızda, amaçlarınızda ve kalbinizde yer açmakla ilgilidir. Fiziksel ve zihinsel karmaşa azalınca dikkatiniz artar."

"Sadeleştirme, dikkatimizi dağıtıp karışıklık yaratarak çocuğumuzla ilişkimizi zedeleyen şeylerden kurtulmaktır."

"Çocuğumuzun her can sıkıntısına müdahale eder ve her iç çekişine yeni bir oyuncakla veya eğleceyle cevap verirsek onu yaratıcılığını geliştirme fırsatından mahrum bırakmış oluruz. Oyuncaklarla ilgili önerim şu : Ne kadar az, o kadar fazla."

Ve daha fazlası kitapta...

İyi okumalar, sevgiler.

Antalya'da salı günleri saat 10.00 da ambalaj atıkları kapıda!

Eh malumunuz, doğumdan beri yaklaşık 4 aydır izindeyim ve fırsat bu fırsat diyip Antalya'ya kaçıp geliyorum sürekli. Önceden 1 haftalık sürelerle geldiğimiz için eş dost akraba ziyaretleri derken pek çevreye bakamıyorduk. Ama bu gelişimde biraz daha rahat gezip dolaşma imkanı buldum.

Geçenlerde yolda bir tabelada geri dönüşümle ilgili bir ilan gördüm ancak arabada olduğum için pek inceleyemedim. Sadece geri dönüşümle ilgili bir proje olduğunu anladım ama "keşke işe yarasa" diyip geçtim. Yaklaşık 2 yıl önce Çankaya Belediyesi'de böyle bir projeye başlamış ancak sonu gelmemişti. Her apartmanın önünde karton bir kutu vardı ve o kutuya atıyorduk kağıtları. Aradan 2 ay geçti bir baktık ne karton kutu var ortada ne de gelip toplayan. Tek emanetçimiz kağıt toplayan sokak işçileriydi, onların bulması umuduyla koyuyorduk kağıtları bir kenara.Bu yüzden de "gerisi gelmez bu işin" diyip geçtim.