Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl...


Vee işte sevgili okuyucum (eğer bu yazdıklarımı okuyan birileri varsa:) bir yıl daha geçti ömrümüzden.

Bu yıl bizim ailemiz için oldukça hareketliydi. Geçen yıl bu zamanlarda çocuk isteyip istemediğimi kendimle tartışırken, şimdi minik baykuşumuz 3.5 aylık oldu bile.
Zaman ne çabuk geçmiş. Acısıyla, tatlısıyla, kırgınlıklarıyla, umutlarıyla, mutluluklarıyla, hüzünleriyle, sevinçleriyle.... Her geçen yıldan farklıydı benim için, çünkü 3.5 aydır zaman kavramını daha iyi anlar oldum. Zaman sadece takvimlerden ibaret değilmiş, zaman bir bebeğin gülümsemesinde, bir kuşun ötüşünde gizliymiş.
Bu yıl da her zamanki gibi eşimle birlikte bir liste yaptık. Her yıl olduğu gibi bu yıl da listenin en başında "dans kursuna gitmek" var. Tabi ki gitmiycez ama bir umut işte:)
Biraz geç de olsa yeni yılınız kutlu olsun:)

Bir Annenin Tarifleri-Ayva

Bu bölümde sizinle anne mutfağından tariflerimi paylaşacağım sizinle. Nedir bu anne mutfağı diyenlere şöyle anlatıyım...
Bir anne ne yer ne icer, ne yedirir ne içirir?? Benim henüz 3 aylık bir bebeğim olduğu için tatbiki bir anne olarak benim ne yediğim önemli bu aralar. Eh ben de süt yapan, yararlı bişeyler yemeye çalışıyorum. Gün geçtikçe ek gıdalarda falan başka tarifler paylaşmayı düşünüyorum...
Haydi bakalım gelsin ilk tarifimiz o zaman;))
Bu aralar ayva var ortalıkta bolca. Eh kendisi de süt yapan meyvelerdendir bildiğiniz üzere. Ayva ile yapabileceğimiz tatlılar bellidir sonuçta ama ben farklı olarak şeker kullanmadan bişeyler yapmaya çalıştım bu hafta. Öncelikle bildiğiniz ayva tatlısının farklı bir versiyonunu anlatıyım. 
Öncelikle içinizden geldiği kadar ayvayı alın,

Ha bugün ha yarın derken...

Eee boşuna dememişler "çocuklar büyüdükçe dertleri de büyür" diye.
Biz de kaka yapamama sorunuyla başladık bakalım. Herşey güneşli bir Ankara sabahında başladı. Bundan 3 hafta önce Kağanın 2 gündür kaka yapamadığını farkettim. Eh bekledim 1 gün daha. Ertesi gün doktora gittik, 3 günü geçerse gliserin fitil kullanmamızı söyledi. Ben pek müdahale etmek istemesem de 4. gün zeytinyağını poposuna sürdük bana mısın demedi. Ertesi gün yine sürdük ve sonuç felaket. Çocuk ağladıkça kucağımda zıplattım, o ağladı ben zıplattım derken burnuma keskin bir koku gelince hatırladım "Bebekler kaka yapar!" O kadar zıplatınca tabi ensesine kadar çıkmıştı içindeki 3 günlük "konfetiler". Banyoya zor yetiştirdim tabi. Ama herkesi arayıp, "yaptı yaptı sonunda!" diye haber verdik tabi. Ailedeki herkes minik baykuşun poposundan gelecek iyi haberleri bekliyordu tabi.
Sonra ben "hah tamam bunu atlattık" diye sevinirken aradan 5 gün geçti yine tık yok. Önceden "uff yine mi konfeti temizlicez" diye üzülen ben konfeti görmeye hasret kalmıştım.
6. gün Antalyaya gitmiştim annemlerin yanına, zeytinyağı da fayda etmeyince eh gliserin fitili kullanalım dedik. İstemeye istemeye kullandık ve o gecenin sabahına yakın (saat 06.30 idi) çıktı konfetiler. Tabi bizim evde bayram havası.

"Kağandan konfetiler gelmiş,
Evde bir bayram havası
Annem babam beni çookkk severmişşşşş"

Sonra yine 5 gün bekledik ama bu sefer hiçbirşey yapmamaya kararlıydım. Bu arada doktorumuz 3 günden sonra fitil kullanın demişti, bi tanıdığımın doktoru 4-5 gün zararlı değil demiş, başka bir arkadaşımın doktoru süreyi 6-7 güne çıkarttı. İnternetten yaptığım araştırmalarda da 10 günün normal olduğunu görüp sevinirken, komşum demez mi 15 gün yapamayan varmış diye... Her konuştuğumda artıyor sayı. Eh bu da beni rahatlatıyor tabi.

Dün 7. gündü ve "artık fitil kullanalım" dedik ama bugün hala tık yok.
Velhasılı kelam efenim, konfetilerin geleceği varsa kendiliğinden geliyor, gelmek istemiyorsa da çocuğu hırpalamamak gerekiyor bence. Tabi bebekten bebeğe değişiyor durum, her bebek ayrı bir dünya. Ama her duyduğunuzu uygulayıp da bebeğinizi yormaya da gerek yok yani :)

Bol konfetili günler dilerim...

derkennnn bizim minik baykuşun konfetileri geldi sonunda:) oh be!

Anne olunca anladım...

Dogum yaptığım gün, daha hastanedeyken annemin "anne olunca anlarsın" demesine çok gülmüştüm ve "anne, ben artık anne oldum!" demiştim loğusalığın bana verdiği hormonal bozuklukla....
Ama bugün anladım ki bebeği dünyaya gelince anne olmuyor insan... Zaman geçtikçe anne oluyormuş. Şu geçtiğimiz 2,5 ay içinde o kadar değişti ki dünyaya bakış açım.
Artık evlendirme programlarını izlerken bile (izlemiyorum diyen yalan söyler:) oraya katılanların annelerini düşünür oldum. 
Hergün onun büyüdüğünü gördükçe zamanın ne kadar kıymetli olduğunu ve ne çabuk akıp gittiğini anladım.
Kurabiye yaparken "şekerini daha az koyıyım da sütümden ona geçip zarar vermesin" diye daha az şeker kullanmaya başladım.
Hasta olduğumda her zamankinden daha çok dikkat ediyorum kendime artık, bir an önce iyileşiyim de baykuşuma bulaşmasın diye.
Onun gözlerinin içine bakınca ağlamaya başlıyorum nedensiz yere.
Şimdiye kadar kızdığım, hoşlanmadığım insanların bir annesinin olduğunu ve bir annenin çocuğu olduğunu farkedip pişman oldum.
Hani derler ya "giymedim giydirdim" diye, hah ben işte onu yaptım. Kendim için alışverişe çıkıp, elimde ona aldığım cicilerle döndüm eve.
Yolda gördüğüm bebeklerin ağladığını görünce önceden önemsemeyen ben, şimdi oturup onlarla ağlamayı düşünür oldum.

İşte böyle geçti 2.5 ay. Uykusuzluk mu? Ağlama krizleri mi? Bilmem, belki olmuştur öyle şeyler...olduysa da hatırlamıyorum...

Ne güzel bişeymişsin sen yahu:) İyi ki geldin vala...

Bebek görmeye gelen misafirlere nasıl bir hediye yapalım?

Vala incik boncuk o kadar çok çeşit var ki hediye için, insanın kafası karışıyor.
Biz de Kağan doğduğunda gelen misafirlere nasıl bir hediye hazırlasak diye çok düşündük. Özellikle de standart hazırlanan şekerlerden biraz daha farklı bir şeyler olmasını istemiştik. Beyin fırtınalarının sonunda çam fidanı almaya karar verdik. Özellikle de son zamanlarda hem Taksim Gezi Parkı hem Atatürk Orman Çiftliği'nde yaşanan olaylardan sonra (ODTÜ ağaçları o zaman henüz aramızdan ayrılmamışlardı) böyle bir hediyenin anlamlı olacağında karar kıldık sonunda.
Ankara'da yaşıyorsanız eğer Atatürk Orman Çiftliği'nden çok uygun fiyatlarda bu ağaçlardan edinebilirsiniz. Ben mesela ordan aldım fidanlarımı ve hazırladığım kartlarla, tüllerle süsleyip koydum sepetime. 
Sadece misafirlerimize dağıtmakla kalmadık kendimiz de diktik ağaçlarımızı tabi. Bizim Baykuş'un Odtü'de, Bahçelievler Parkında ve Hacettepe Üniversitesinde bir dikili ağacı var şimdilik bizim diktiğimiz.



Ama "Yok canım ben o kadar fidanı nerede tutucam?" diye düşünüyorsanız da "www.tohumkart.com" adresi tam size göre.
Ben ağaç fidanlarımı aldıktan sonra bir arkadaşım vasıtasıyla tanıştım bu kartlarla. Her konsepte uygun kartlar var. Yani hem farklı konseptlerde hediyeler hazırlayarak misafirlerinizi şaşırtıp, hem de çevreye katkı salamak mümkün...

Hadi bakalım çocuğunuzla birlikte büyüyen ağaçlar dünyanın dört bir tarafına yayılsın:)